Şifreni mi unuttun ?
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen üye değilseniz burdan kayıt olun.
Google Grupları
Turk PDR grubuna abone ol
E-posta Adresiniz:
Ne Kadar Lütufkârsınız
Ekleyen: Turkpdr.com | Okunma: 226768 | 18.09.2011

Dünya dönüyor, önce kendi etrafında. Ne yazık ki içimizden bazıları dünyanın kendi etraflarında döndüğünü sanıyor hala. Bir şey planlarken, kaderin akışının içindeki tüm olayları da kendilerine ram edebiliyorlar. İnsanın kendini bu kadar önemli hissetmesi nasıl bir duygu acaba? Belki de biz karışıma alçak gönüllülüğü biraz fazla ekliyoruz, ortaya eziklik çıkıyor. Hoooppp hadi bakalım, bir de bakmışız bir köşemizde insanların bize tepeden baktıklarına, bizi kullanmaya çalıştıklarına dair sızlanmalara başlıyoruz. Bu konuda kendime de kızıyorum hep, yine de  yapıyorum aynısını. Bir türlü ortasını bulamadım işin, insanları tepeme çıkartmaya devam ediyorum. 

Geçenlerde yaşadığım bir olay, alçak gönüllülüğü bazı durumlarda bir kenara bırakmam gerektiğini iyice belletti bana. Bir arkadaşın çocuğuna ders çalıştırıyorum. Çocuğun sosyal hayatı yüzünden akademik başarısı çok düşük, yedinci sınıf öğrencisi. Aslında akıllı ve becerikli bir çocuk.  Arkadaşım da çok iyi bir insan, tabi her insan gibi onun da yaşamın içinde bazı hataları, bazı eksiklikleri olmuş. Sorunlu bir evlilikten çıktıktan beş altı yıl sonra da "Oh be!" faslını uzun tuttuğu için çocuğu adına yapması gerekenleri bir kenara bırakmış uzunca bir süre, belki de görememiş.  Eski eşi (yani karısı) de çocukla akademik olarak ilgilenmediği gibi, çocuğu oldukça kontrolsüz bırakmış. Zaten ilkokul mezunu kadın.  Eğitimsiz olmasını kınamıyorum, kınadığım kendini tamamlama çabası içine hiç girmemesi, üstelik kendisinin de her anlamda çok kontrolsüz bir hayat yaşaması. Arkadaşımla eski eşi yüz yüze konuşamıyorlar da. Çocukları da çok zeki olduğu için bunu sonuna kadar kullanıyor. Zaten iki taraf oturup karşılıklı konuşamadığından çocuğun söylediği yalanlar her zaman kar hanesine işleniyor.  Yavrucağının ellerinden kayıp gittiğini fark eden arkadaşım her karşılaşmamızda bana dert yanıyor. Peki dedim, bir deneyelim bakalım. Geçen sömestr aldım elime, zayıf olduğu dersleri çalıştırdım, yapamadığı projelerde yol gösterici oldum. Bir de bir dershaneye yazdırdık çocuğu, takibe aldık. Okul derslerinden geçti, SBS'den çuvalladı. Yaz tatilini iyi değerlendirsin bari de, seneye altı dolu olarak başlasın istedik.  Her gün saat belirledim, o saatte geliyor, ders çalışıyoruz. (Bu arada ben de oturdum matematik, fen bilgisi, İngilizce çalışıyorum ona öğretmek için.) Bir yandan da arada sırada gitar çalışıyoruz. 

Günde iki saat çalışmaya bünyesi alışık olmayan yavrunun alerjik durumları ortaya çıkmaya başladı. Çocuk kırk dakika oturamıyor yerinde. Televizyona ve bilgisayara tamamen bağımlı. Hatta evde ikisini birden açık bırakıp öyle oturduğunu söylüyor. (Belki de beyni bu yüzden çürümüştür çocuğun.) Akşamları bu alışkanlıklarından kurtulsun diye kitap okuma ödevi, on beş soruluk test veriyorum.  İlk günler ıhlana pıhlana çözüp getirdi. Sanırım daha sonraki günlerde akşam evde kitap okumak ona zor geldi.  Bir sabah söylediğim saatte gelmedi, geç kaldı. Ödevlerini kontrol ettim, yapmamış. "Otur." dedim. "Önce ödevlerini yapacaksın, sonra da çalışmamız gereken konuları çalışacağız." Birden feveran etmez mi, "Üstüme çok geliyorsunuz, arkadaşlarımla görüşemiyorum. Kız arkadaşımı bile kaç gün oldu göremedim." Tüm saçlarım ayağa kalktı,  belli etmemeye çalışarak "Kız arkadaşınla görüşemiyorsunuz, hmm. Kaç gündür?" Duraladı,  "İki gündür." dedi. "Ve bu sana bir ömür kadar uzun geldi öyle mi?" dedim. "Siz istiyorsunuz diye kaç gündür çalışıyorum." dedi. Kaç gündür çalışıyorum dediği de beş altı gün ve günde iki saat. Küçük bey haklı, lütfetmiş bana. Üstelik burada yedinci sınıf öğrencisinin kız arkadaşı olması meselesini henüz tartışmıyorum. Biraz içini döktü, ben de onu daha iyi anlayabilmek için dinledim. Ödevlerini yapmamasının benim sorunum olmadığını, bunun tamamen kendi sorumluluğunu yerine getirmemekten kaynaklanan bir aksama olduğunu anlatmaya çalıştım. Tabi ki nafile, bütün gün somurtup oturdu. Sırf merakımdan bekledim kaç saat bu numarayı sürdürebilecek diye. Maşallah, dayanıklı çocukmuş tam beş saat yaptı. Sonunda ben pes ettim. "Hadi gidebilirsin; ama babana da anlat Filiz Abla'ya böyle yaptım diye." de tembih ettim. Babası beni aradı, özür diledi. Kendi istemedikten sonra tekrar çalıştırmayacağımı, onun bu güne kadar edindiği yanlış alışkanlıkları kıramayacağımı, öncelikle bunları halletmeleri gerektiğini söyledim. Kız arkadaşı meselesini de anlattım tabi. 

İtiraf edeyim o gün ben de epey bir gerildim. Çünkü bacak kadar çocuk, sanki onu çalıştırıyorum diye bana lütfediyormuş gibi karşımda saatlerce somurttu durdu. Üstelik ben bunu hiçbir maddi karşılığı olmadan yapmaya çalışıyordum. (İşte bu noktada benim sızlanmam başlıyor galiba.) Bu kadar sinir bir muameleyi hak ettim sanırım. Birincisi her şeyi karşımdakine göre ayarlamaya çalışarak kendimi silikleştirdim. İkincisi de benim için en kıymetli olan şeyin zamanım olduğunu, bunun için de zamanımı ziyan etmeyecekse onunla çalışabileceğimi baştan söyleyip pazarlığımı yapmalıydım. Aslına bakarsanız, kurtarma psikolojisinden kendimi kurtarmalıyım belki de ne dersiniz? Üstelik de kurtarmaya çalıştığınız insan boş vermişliğiyle kendini cennette sayıyorsa sizin zorlamalarınız ona cehennem gibi geleceğinden size biraz lütfetmişlik taslamasında da şaşırılacak bir şey yok.

UTREYA…



» Diğer Yazılarıma Bakmak İçin Buraya Tıklayın «


Yorum yapabilmek için üye girişi yapınız veya facebook hesabınız ile yorum yapın.



 1. Öğretmenlikte Mülakat

Gerekli
% 32

Gereksiz
% 64

Fikrim yok
% 4

Toplam Tekil Hit: 1663056
Toplam Çoğul Hit: 12784442
Kimler Online ?
35 Ziyaretçi, 0 Üye
En son üyemiz kubraduman, Hoşgeldiniz.

Copyright © Turkpdr.com | 2010 | Bu sitede yer alan içerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz ve yayınlanamaz