Şifreni mi unuttun ?
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen üye değilseniz burdan kayıt olun.
Google Grupları
Turk PDR grubuna abone ol
E-posta Adresiniz:
Öz-Gürlük Üzerine
Ekleyen: Turkpdr.com | Okunma: 231585 | 09.09.2011

"Her an göçmek ve her an konmak için geldik dünyaya;

Fırat ile Dicle oldukları yerde kalakalsalardı

suları acılaşırdı."

MEVLANA

Özgürlük; herhalde onlarca birbirinden farklı tanımlamaları yapılan nadir kavramlardandır. Bu yazım yapılan çoğu tanıma kendimce bir karşı çıkıştır.  Özgürlük ne dilediğini yapmaktır ne istediği gibi yaşamak. Başkasının sınırına müdahale ettiğin an özgürlük ortadan kalkar gibi ifadelere de lüzum görmüyorum doğrusu. Özgürlüğü “insanın  kendi istencinin buyruklarına göre seçimde bulunup, seçimlerinin tüm sonuçlarından da ahlaken sorumlu olması” biçiminde tanımlayan felsefe alınyazınına da herhangi bir göndermem olmayacak.

Çok sevdiğim dostlarımla yaptığımız bir okumanın ardından zihnimde oluşan ve kâğıda dökmeden önce yıllarca biriktirdiğim birkaç düşüncemden söz edeceğim.

Özgürlük kavramının anlamının içinde olduğunu düşünüyorum. Sözcüğün kökünde. Öz-gürlük…

“Öz” kavramını açıklamak kolay göründüğü ölçüde zordur. En kısa anlamıyla öz; varoluşu simgeleyen bir kavramdır. Kişinin varlığı, kendi, görüngüsüdür. Öz; varoluşun zeminidir. Bu kavram üzerine sayfalar ve hatta kitaplar yazılabilir. Öyle ki felsefi bir deha olan Hegel, Öz kavramını “Mantık Bilimi” adlı eserinde “Öz Öğretisi” bölümünde uzun uzun anlatır. Öz öğretisi için Aziz Yardımlı “mantığın en zor öğretisi” diye not düşmüştür. (Ayrıntılı bilgi için: “Mantık Bilimi, Hegel, syf 195-252; Çeviren Aziz Yardımlı, İdea yayıncılık)

Gürlük ise; bol, güçlü, sağlam, kaliteli olarak tanımlanabilir. Bu durumda özgürlük kuşkusuz insanın varlığının, kendisinin ve görüngüsünün güçlülüğü, sağlamlılığı, kaliteliliği olarak tanımlanmalıdır.

Bu tanımla genel kanı olan “Özgürlük; istediğini yapmaktır!”  anlayışı çelişir ve hatta birbirlerine zıttırlar.

Gelelim günümüze ve “özgürlüğün” yaşanma şekline. “Özgür kız” deyişini duymayanımız yoktur sanırım. Ve çağrışımı başına buyruk, kimseyi dinlemeden hareket eden biçimindedir. “Çocuğunuzu özgür bırakın” deyişini düşünelim, açıkçası benim zihnimde uyandırdığı ilk düşünce bir hayvanın zincirini koparıp salıvermekle çok yakın. Bunlar gibi onlarca örnek yazılabilir, bulunabilir.

Özgürlük” kişinin özünün güzelliği, kaliteliliği, sağlamlığı ise özgür olan bir insanın birine zarar vermesi mümkün değildir. Özgür olan kişi erdemli davranır. Ve erdem ise Platon’un ifadesinde olduğu gibi “İnsan için olanaklı olduğu ölçüde Tanrıya benzemektir.” (Ayrıntılı bilgi için: COPLESTON Felsefe Tarihi, PLATON; Çeviren Aziz Yardımlı, İdea yayıncılık)  Öz olan Tanrıya “olabildiğince” benzemeye çalışmak kuşkusuz asıl özgürlüktür.

Yaşam insana her şey sunabilir; yaşamın en önemli gizi de buradadır zaten. İnsanoğlu varlığında iyi olduğu kadar kötü, doğru olduğu kadar yanlış şeyleri de barındırır. Kabul edemediğimiz yönlerimizle kavga etmek bizleri yalnızca yokluğa ve boşluğa sürükler. Kimse sonsuz güçlü değildir -ki sonsuzluk yalnızca sonsuz ve mutlak olan "Tek"  varlığa aittir!-. Yaşamda keskin sınırlar çizmek, güçlü olmak adına acziyetleriyle kavgaya, dövüşe girişmek, yok saymak ya da bu arzuyu terk edememek kişiyi çıkmaza sürükler. Bu yeni çıkmaz ne yazık ki eskisi kadar aşılması kolay değildir. Çünkü kişi kendini kabul edememektedir.  Çünkü ilk durum bir evrensellikken; -herkes için; kabul edilemez yönlerin  varlığı geçerlidir- ikincisi olumsal, yani zorunlu olmayandır. Kişi kavgayı kendi iradesi ile seçer oysa yapacağı seçimdeki küçük bir değişiklik onu bu çıkmaza hiç de düşürmeyecektir.

Korkularla yüzleşmek, sadece kendi olarak,  hiçbir etki altında kalmadan kararlar alabilmek ve uygulamak için sonucu -o an- acı da olsa uygulamakla olanaklıdır. Korkulardan kaçmak ne çaredir ne çözüm; atladığımız ve ertelediğimiz her şey bizim karşımıza er ya da geç çıkacaktır.

Her şeyi kişinin kendi başına çözebileceği inancı büsbütün ukalalıktır. Çünkü kişi bu inanca gücünden kimsecikler kuşku duymasın diye girişmiştir evrensel olarak. Oysa bizler insanız ve baş edemediğimiz duygu, düşünce, eylem, durum, olgu, yaşantı, deneyim vs.lerimiz kuşkusuz olacaktır. Bunların çözümü kişinin bir başkası olarak kendine dönmesi, bir başkası aracılığıyla yeniden kendine dönmesi, tüm insanlık olarak kendine dönmesi ve kuşkusuz tüm bu çabaların sonucunda ortaya çıkan kendi olarak kendine dönmesi ile olanaklı olacaktır. Bileşenlerden herhangi birini eksik bırakmak ya da yok saymak ise çözüme ulaşmaya gebe olan bir durumu elsiz kolsuz bırakmaktan başka bir sonuç kuşkusuz doğurmayacaktır. 

Kişi özgür olmak zorundadır. Özü gürlemeyen insan kendi başına bir birey olmaktan son derece uzak olacaktır. Özgür bırakılmayan ruh kendine bağlılıklar ve bağımlılıklar türetecektir. Bu türeyiş tehlikelidir; çünkü gerekçesi ne olursa olsun bir sonraki türeyişin evresi olacaktır. Ve ruhun özgürlük arzusu yerini A, B, C’lerle düşünen ve kendini bu biçimde yaşamak zorundaymış gibi hissettiren bir kölelik noktasına taşacaktır. Kuşkusuz "efendi" uzakta değildir; kişinin kendi belleğinde, yüreğinde, istencinde, ereğindedir. Tersiyle olaya baktığımızda ne yazık ki özgürlüğe sırtını dayamaya yetenekli olan "efendi" kölelerine bağlı ve bağımlı bir tutsak haline gelmiştir. Olayın en dramatik yönü ise “efendi”nin kendini "özgür" sanıp bununla gurur duymasıdır. Ruh ancak özgürlükle kendine kavuşacaktır. İnsan ruhunun da temel sancısı budur. Gel-gitlerin nedeni ancak ve ancak bu tutsaklıklardır. Buna en büyük katkıyı yanlış yorumlamak ve yaşamaktan kendimizi alamadığımız geleneksel yaşam anlayışımız sağlar. Geleneksel toplumların temel sorunu da budur baktığımızda. Çünkü bu kişisellikten  ya da daha doğru bir ifadeyle olumsallıktan çok öte bir durumdur. Köyden kente inen kişi bedenindeki özgürlüğün ruhun özgürlüğü olmadığını anladığında -ki bu çok çileli bir evredir- sancı başlar. Sancının kendisi özgürlüğe dönüşmeye yetenekli olduğu kadar tutsaklığa bulaşmaya da elverişli bir kıpıdır. Bu kıpının özgürlükle sonuçlanmasını istemekten, bunun için uğraşmaktan başka çözüm yoktur.

Yaşam yaşayan kişinindir. Gelip geçenlerin, durup kalanların değil; eğer sahip çıkmakla sorumlu olunan şey önce kişinin kendisi'dir. Ki kendisine olan sorumluluğunu yerine getirmeyen insan başkalarına olan sorumluluğunu hiç yerine getirmez; bu yalnızca bir sanrı olacaktır.

Tutsak insanlar, tutsak toplumları,

Özgür insanlar, özgür toplumları üretirler!

Tuğba Görgünoğlu YÜCEL

Psikolojik Danışman



» Diğer Yazılarıma Bakmak İçin Buraya Tıklayın «


Yorum yapabilmek için üye girişi yapınız veya facebook hesabınız ile yorum yapın.



 1. Öğretmenlikte Mülakat

Gerekli
% 32

Gereksiz
% 64

Fikrim yok
% 4

Toplam Tekil Hit: 1663056
Toplam Çoğul Hit: 12784441
Kimler Online ?
35 Ziyaretçi, 0 Üye
En son üyemiz kubraduman, Hoşgeldiniz.

Copyright © Turkpdr.com | 2010 | Bu sitede yer alan içerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz ve yayınlanamaz