Şifreni mi unuttun ?
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen üye değilseniz burdan kayıt olun.
Google Grupları
Turk PDR grubuna abone ol
E-posta Adresiniz:
Vicdan Gelişiminin Önemi ve Çocuk
Ekleyen: Turkpdr.com | Okunma: 242013 | 09.09.2011

VİCDAN GELİŞİMİNİN ÖNEMİ VE ÇOCUK

“Sevgi Neredeyse Tanrı Oradadır!”

 

Vicdan her bireyde doğuştan var olan, toplumsal yaşam içerisinde geliştirilen ya da köreltilen temel yaşam mekanizmalarından biridir. Bireyde vicdan gelişimi çocuğun; bir sevi objesine sahip olmasına, sevgi ihtiyacının tam anlamıyla karşılanmasına, doğal süreç içerisinde sevmeyi öğrenmesine ve sağlıklı toplumsallaşmasına bağlıdır.

            Çocuk ilk olarak kendisine bakım yapan annesi ya da onun yerine geçen kişiyle duygusal bağlar kurar. Bu ilk objenin çocuğun gelişimindeki ilk yapı taşı olduğunu söylemek muhakkak doğrudur. Çünkü çocuk sevmeyi, güvenmeyi bu kişiden öğrenecektir. Kalbinde sevgi tohumlarının yeşermediği bir bireyden sorumlu, vicdanlı olmasını beklemek son derece hayalidir. Hans Zulliger bu konuda “Eğer bir insanda sevme yeteneği yoksa o insan eğitilememekte, hemcinsleri için sorumluluk duygusu taşımamakta, vicdansız olmaktadır.” demiştir.

            Çocuk anne-babasından gerçekten sevmeyi –karşılıksız, doyum beklemeksizin sevmeyi- de öğrenebilir; kullanmayı, sürekli bir doyum çabası içerisinde iletişime geçmeyi de öğrenebilir. Örneğin bir erkek eşine yemek hazırladığında güler yüz ya da güzel sözler söylüyorsa, televizyonda istemediği kanal açık olduğunda ev içinde iletişim aracı olarak kızgınlık ve kavga seçiliyorsa ve süreç bir kazan-kaybet savaşı haline geliyorsa böyle bir ortam içinde çocuk “Sevgi istediğin yapıldığında karşıdakine gösterilir!”’i öğrenir. Ya da eğer bir kadın eşine istediği şeyler alındığında, istediği maddi olanak sağlandığında, istediği şeyleri yapmasına izin verildiğinde sevgi gösteriyorsa, teşekkür ediyor, sarılıyor, güzel sözler söylüyorsa çocuk bu ortamda “Sevgi istediğin alındığında karşıdakine gösterilir!” ‘i öğrenir. Oysaki sevgi en sıkıntılı, en hoşa gitmeyen zamanlarda bile bireyin içinde var olan bir duygu, dahası bir ihtiyaçtır.  Fakat yaşadığımız yüzyılın insanları olarak sevgiyi sadece hoşa giden durumlarda ortaya çıkan bir duygu olarak yaşamaktayız. İşte bu nedenle de yaşadığımız yüzyılın çocuklarının en ciddi sorunlarından biri; doyumsuzluktur. Siz hiç çocuğunuzdan “Artık oyuncak istemiyorum, yeterince oyuncağım var!” vb. bir ifade duydunuz mu? Doyumsuzluk çok ciddi bir tehlikedir. Yaşamdan beklediği doyumu elde edemeyen bireyler yetiştirmek çocuklarımızın bebeklik dönemlerinde ve ilk çocukluk dönemlerinde hoşumuza gider ne yazık ki. Çocuğumuzun bizden bir şey istemesi, bir hediye karşısında ne kadar mutlu olduğuna tanık olmak,  boynumuza sarılması ve bizi ne çok sevdiğini söylemesi kuşkusuz son derece gurur okşayıcıdır. Hoşumuza gitmesi aslında onlara yettiğimiz içindir.  Çünkü bize göre onlar bizim biricik yavrularımız ve onlar ne isterse almalı, ne isterse yapmalıyız. Aslında bunun arka planında -açık ya da gizli- toplumsal olarak yaşayamadıklarımızı çocuklarımıza yaşatma ideali vardır. Fakat ilk çocukluğun arkasından, çocuğun aileye dönük olan yüzü yavaş yavaş topluma çevrilir: öğretmenlerine, zamanla arkadaşlarına, televizyon yıldızlarına, spor kahramanlarına ve bazen ne yazık ki yanlış alışkanlıklara, sağlıksız ortamlara, çetelere… Ergenlik döneminde, kararları değil sadece istekleri olabilecek yaştaki çocuklar hayatları için çoğunlukla yanlış kararlar alırlar ve bizler çoğu zaman bu acı duruma seyirci kalmaktan öteye gidemeyiz. Çünkü ergenlik dönemindeki bireye, çocuğumuza yettiğimiz gibi yetemeyiz.

Çocukta evrensel bir vicdanın ya da ahlakın gelişmesinde ol oynayan iki temel faktör vardır, bunlar: çocuğun kendi ruhunda var olan faktörler ve çocuğun çevresinin etkisiyle ortaya çıkan faktörlerdir. Çocuğun kendi ruhunda var olan faktörler bireyin dünyaya geldiğinde kendisinde bir eğilim olarak bulunan temel unsurlardır. Hans Zulliger vicdanın yaradılışta var olduğunu söyler, ve ekler “Eğer bu eğilim insanda var olmasaydı, hiçbir eğitim başarıya ulaşmazdı.” Buradan hareketle vicdan eğitiminde yaradılışta var olan temel eğilimin üstüne “çocuğun çevresi” olarak (okul, aile, mahalle, sosyal ortamlar vb.) doğru taşları koymalıyız ki, bireyin evrensel vicdan gelişimine doğru ilerlemesini sağlayabilelim.

1.   Vicdan Gelişimi ve Sevgi

Sevgi çocuğun gelişiminde rol oynayan en önemli etkendir. Eric Ericson sevginin önemini insanın 8 evreli gelişim kuramının her bir evresinde işlemiştir. Daha ilk evrede, gelişimin temel unsuru olarak sevgi karşımıza çıkar. Şöyle ki; yenidoğan çocuk, annesinin kendisini hep seveceğinden, isteyeceğinden ve terk etmeyeceğinden emin olma duygusu geliştirebilirse, çocukta temel güven duygusunun çekirdeği oluşur. Yine Freud sevgiyi bir yaşam kaynağı –libido- olarak ele alır. Vicdan gelişiminde de sevgi temel unsurdur. Çocuk yanlış davranışlardan sahip olduğu sevgiyi korumak için kaçar. Hatta bu konuda Hans Zulliger, çocukların yanlış davranışları karşısında bedensel cezaları istemelerinin altında yatan nedenin; sahip oldukları sevgiyi korumak olduğunu düşünmektedir. Çocuklarımızın sağlıklı biçimde gelişebilmeleri için onları koşulsuzca sevmeliyiz. Sadece bizi mutlu ettiklerinde değil, bizi çileden çıkardıklarında da sevmeliyiz. Çünkü ne olursa olsun her çocuk sevgiye muhtaçtır ve bu ihtiyacı karşılanamayan çocuk yanlış davranışlara çok daha kolay yeltenecek, dikkatimizi çekmek için her yolu deneyecektir. Fakat çocuk sevginin varlığından emin olursa kendini güvensiz hissetmeyecektir. Burada sevgiyle korkuyu birbirinden ayırmak istiyorum. Bu iki kavramın ayrı şeyler olduğunu bilmekle birlikte toplum olarak çocuklarımıza karşı aynı şey gibi yaşamaktayız. Çocuğumuz yanlış davranışlardan bizden korktuğu için kaçıyorsa bu durumun onların vicdan gelişimlerine hiçbir katkısı yoktur. Çünkü çocuklar 9 yaşında bizden korkar ama 19 yaşında bizi umursamazlar. Aynı şekilde çocuklarımızı, onların bizleri kullanmalarına fırsat vererek sevmemiz de doğru değildir.  Çocuklarımızı olabildiğince onların yararına olacak biçimde sevmeliyiz. Bu sevgi kaynağını sadece duygulardan değil aynı zamanda etik düşüncelerden almalıdır.  Çocuk önce anne-babası için daha sonra öğretmenleri için, ardından değer verdiği arkadaşları, eşi, sevdiği insanlar için iyidir. Zamanla olgunlaşma, gelişme ve toplumsallaşmanın etkisiyle kendileri için iyiye dönüşürler. Bu da Kolhberg’in gelenek sonrası düzey dediği ahlaki gelişim evresine denk düşebilir. Burada önemli olan bir nokta da; çocuğun özdeşim öğesi olarak çevresindekilerden birini seçmesidir. Çocuk model olarak kendine seçtiği kişi işle arasında çok daha güçlü bağlar kurar. Özdeşim kurduğu kişinin tutumları, davranışları, tavırları kadar ahlaki yargıları, vicdanı, sevme anlayışı, hoşgörüsü de çocuk için modeldir. Unutmayalım ki; çocuklarımız bizim aynalarımızdır. Ve aynalar en küçük sivilceleri bile gösterirler. Zaman zaman çocuklarımız dikkatimizi çekmek için akla gelmez davranışlar sergilerler. Böyle zamanlarda yapılan en büyük yanlış onlara farklı davranmak ve hatta onları cezalandırmaktır. Bu uygulamalar çocuktaki uyumsuzluğu artırmaktan başka işe yaramazlar. Bu çocuklara karşı alınması gereken temel tavır kesinlikle o çocuğa kişilik sahibi birisi gibi davranmaktır. Unutmayalım ki çocuğu sürekli olarak uyarmak, cezalar vermek o çocuğun karakterinde iz bırakacak ve kötü eylemler yine kötü eylemleri doğuracak, durum içinden çıkılamaz bir kısır döngü halini alacaktır. Bu tür uyumsuz davranışları olan çocukların büyük ihtimalle zamanında yaptıkları kimi olumlu davranışların karşılığını “ilgi” alamamışlardır. Yaşadıkları hayal kırıklığı onları davranışlarını olumsuza çevirmeye itmiştir. Bu duyguları yaşayan çocuğun olumsuz davranışına verdiğiniz ceza ya da tavır geliştirme tutumları çocuğun beklediği ilgiyi uygunsuz davranışla elde etmesine neden olacaktır. Bu da davranışın sıklığını artıracaktır. Çünkü çocuk “İyi bir şeyle var olamazsam olumsuz ve dikkat çekici bir şeyle var olurum” başkaldırısında olacaktır.

Vicdan Gelişimi ve Ceza

“Ceza” eğitimin belki en çok tartışılan konusudur. Burada en önemli nokta cezanın işe yararlılığıdır. Ceza çocuğun vicdan gelişimine katkı sağlamıyorsa hiçbir anlamı yoktur. Anne-baba ya da öğretmenin kendini tatmin etmesi, duygusal boşalımından başka bir şey değildir. Biz bunun aksine çocukları eğitirken, genel olarak, cezaya çok sık ve çok kolay başvururuz. Acele verdiğimiz cezalarla çocuğun vicdanında kendiyle hesaplaşmaya koyulmasının önünü tıkar ve içindeki ahlaksal yargı organında mükemmelleşmeye gitmesini, ideale ulaşmasını önleriz. Çocuk aldığı cezadan sonra davranışını sorgulamaktan vazgeçer. Çünkü çocuğun vicdanı olaya; kapanmış, hesabı ödenmiş, bedeli yaşanmış olarak bakar ve üzerinde durmaz. Yetişkin suçlularda bile, örneğin cinayet işlemiş bir insanın, hapishaneden çıktıktan sonra “Suçumun bedelini ödedim!”  diye düşündüğüne tanık olabiliriz. Bu nedenle ceza değil işlevi önemlidir. Ceza değil, cezayı hangi amaçla verdiğimiz önemlidir: gerçekten çocuğumuzun vicdan gelişimine katkı sağlaması için mi, yoksa kendimizi rahatlatmak, üstümüze düşeni yaptığımızı düşünmek yani kendimiz için mi? Burada önemli bir konuda “itiraf”tır. Çocuk eğer yaptığı yanlış sonunda pişmanlığını itiraf etmişse, eğitim açısından bir de ceza uygulanması gereksiz ve gelişimin önünü tıkayıcıdır. Bu durumda çocuğa ceza vermek, onun içsel mekanizmalarının ve vicdanının önemli olmadığını, asıl olanın bizim o davranış için biçtiğimiz ceza olduğu mesajını doğrudan çocuğa vermek olacaktır.

Vicdan Gelişimi Sağlıklı Olarak Gerçekleşmezse Ne Olabilir?

Vicdan toplumsal yolardan geliştirilen bir mekanizmadır. Dolayısıyla toplumsallık duygusuna ulaşamamış kişide vicdandan kaynaklanacak duygulara da haklı olarak rastlanamaz. Toplumsallaşamama, vicdan gelişimindeki eksikliğe, bu da topluma öfke duymaya neden olur. Bu durumdaki birey tolumdan intikam almak için yanlış yollara başvurur. Şiddet uygulamak, çeteler kurmak, madde bağımlılığı, hırsızlık, cinayet vb. karşısındakine ve topluma zarar verme güdüsü barındıran her türlü eyleme başvururlar. Bunun altında “Toplum beni soyutlarsa ben de kendime yeni toplum oluştururum!” içgüdüsü vardır. Toplumda vicdansız olarak nitelendirilen insanlara bakıldığında hepsinde ortak olan temel şeyin acıma duygusunun yoksunluğu, merhametsizlik olduğunu kolaylıkla görebiliriz. Bu insanlar olasılıkla;

Sevilmediklerini hissettikleri için kimseye güvenememişler,

Güvensiz bir ortamda toplumsallaşamamışlar,

Bekledikleri ilgiyi göremedikleri için kendilerini sevememişler,

Kendilerini sevemedikleri için kimseyi sevememişlerdir!

Oysaki: “Sevgi Neredeyse Tanrı Oradadır!” (Tolstoy)

Tuğba GÖRGÜNOĞLU

Psikolojik Danışman

KAYNAKÇA

 

·         Hans ZULLİGER, “Çocuk Vicdanı Ve Biz”

·         Harry W. Gardiner- Mary J. Gander, “Çocuk Ve Ergen Gelişimi”

·         Hans ZULLİGER, “Suçlu Çocuklar Ve Çocuk Mahkemeleri.

·         Haluk YAVUZER, “Çoçuğu Tanımak Ve Anlamak”

·         Atalay YÖRÜKOĞLU, “Çocuk Ruh Sağlığı”

·         Atalay YÖRÜKOĞLU, “Değişen Toplumda Aile Ve Çocuk”

 



» Diğer Yazılarıma Bakmak İçin Buraya Tıklayın «


Yorum yapabilmek için üye girişi yapınız veya facebook hesabınız ile yorum yapın.



 1. YKS Hakkındaki Düşüncelerin

Değişiklik olumlu oldu
% 5

Değişiklik iyi ama yeterli değil
% 40

Eski sistem daha iyiydi
% 36

Fikrim yok
% 19

Toplam Tekil Hit: 1724677
Toplam Çoğul Hit: 13014110
Kimler Online ?
39 Ziyaretçi, 1 Üye
EmnDgn
En son üyemiz oguzhan18, Hoşgeldiniz.

Copyright © Turkpdr.com | 2010 | Bu sitede yer alan içerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz ve yayınlanamaz