Şifreni mi unuttun ?
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen üye değilseniz burdan kayıt olun.
Google Grupları
Turk PDR grubuna abone ol
E-posta Adresiniz:
Rehberlik Anlayışındaki Gelişmeler
Rehberlik, 20. yüzyılın başlarında ABD’de ortaya çıkmış ve en çok bu ülkede gelişme göstermiştir. Avrupa ülkelerinde bu alanda ileri düzeyde bir gelişme görülmemektedir. Ülkemizde ise, özelikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, ABD’den etkilenerek rehberlikten söz edilmeye başlanmıştır.
Ekleyen: Uzm. Klinik Psk. Serdal GÜR | Okunma: 8789 | 19.01.2012

Rehberlik, 20. yüzyılın başlarında ABD’de ortaya çıkmış ve en çok bu ülkede gelişme göstermiştir. Avrupa ülkelerinde bu alanda ileri düzeyde bir gelişme görülmemektedir. Ülkemizde ise, özelikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, ABD’den etkilenerek rehberlikten söz edilmeye başlanmıştır.

ABD’DEKİ GELİŞMELER

ABD’de geleneksel kültürün aktarılmasını amaçlayan eğitim programları, 20. yüzyılın başlarında hızla gelişen endüstrinin beklentilerine karşılık veremez duruma düşünce, çeşitli kuruluşlar, bireyleri bu yeni iş ve meslek yaşamının koşullarına hazırlamaya giriştirler. Bu yöndeki çalışmalar gelişerek birçok rehberlik modellerinin doğmasına yol açtı. Önce meslek rehberliği, sonra eğitsel rehberlik, daha sonra kişisel rehberlik ve psikolojik danışma gelişti.

ABD’de Geliştirilen Rehberlik Modelleri

Mesleksel Yardım Süreci Olarak Rehberlik
1895 yılında George Merrill (Corc Meril), öğrencilere iş dünyasını tanıtmayı ve iş bulmalarına yardımcı olmayı amaçlayan bir çalışma başlatır. Bu çalışmayı, 1898-1907 yılları arasında, Jesse Davis (Ces Deyvis), meslek danışmanlığı biçiminde sürdürür ve 1907’de, Detroit’te okullarda, amacı, öğrencilerin kişilik gelişmelerine yardım etmek ve öğrencilere mesleksel bilgi vermek olan bir rehberlik programı uygulamaya koyar. 1908 yılında ise, Boston’da Frank Parsons, iş arayan niteliksiz göçmenlerin, kısa bir eğitimden geçirilerek endüstri bölgelerinde işe yerleşmelerine yardımcı olmayı amaçlayan bir meslek bürosu kurar. Eğitimci Parsons, bireylerin yeteneklerini, ilgilerini, kişilik özelliklerini ölçerek güçlü ve zayıf yönlerini ortaya çıkarmaya çalışıyor, değişik işlerin gerektirdiği nitelikleri belirli yor ve bu işlerin bireye sağladığı olanakları saptıyor, iş arayanlara bu konuda kitap, kitapçık incelemelerini, iş yerlerini gezmelerini ve çalışanlarla görüşmelerini tavsiye ediyordu. Bu rehberlik, bireyin işe girmeden önce, hangi işe uygun olduğunun yordanması niteliğindeydi. Parsons’un bu yaklaşımı, yalnızca meslek rehberliğine yönelik olduğu için sınırlı bir rehberlik yaklaşımı idi.

Eğitimle Kaynaştırılmış Bir Süreç Olarak Rehberlik
Kişiye, bir işe yerleşme yaşına gelince yardım etmenin “gecikmiş bir yardım” olduğu düşünülerek, bu yardımın okul sıralarında, iş ve meslek yaşamının tanıtılması biçiminde yapılmasının daha uygun olacağı görüşü ağır basarak rehberlikle eğitimin kaynaştırılması yoluna gidildi. Bu çalışmalar sonucu okul programlarına grup rehberliği saatlerinin konması, rehberliğin gelişmesine ve yayılmasına katkı sağlamıştır.

Klinik Yaklaşım Süreci Olarak Rehberlik
ABD’de Minnesota Üniversitesi’nde geliştirilen klinik yaklaşımda önce, bireyin ayrıntılı olarak incelenmesi; sonra da istediği kararları vermesine yardım edilmesi gerektiği ileri sürüldü. Bu yaklaşımda, sorunun güçlük derecesinin belirlenmesi, en önemli aşama sayılıyordu. Doğru tanı konduktan sonra, sorunu giderecek önerilerin belirlenmesinin kolaylaşacağı düşünülüyordu.
Bu model, tanı için test, envanter gibi dışsal teknikleri de kullandığından, birçok ölçme aracının geliştirilmesine yardımcı oldu. Ölçme araçlarının ve kişisel dosya sisteminin geliştirilmesine yol açması, klinik yaklaşımın, rehberlik ve psikolojik danışmaya yaptığı katkılar olarak değerlendirilmektedir.

Gelişimsel Yaklaşım Olarak Rehberlik
Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinde 1950’lere değin egemen olan bireyleri dışsal ölçme araçlarıyla tanıma ve çevre olanakları hakkında bilgilendirme anlayışı, 1950’den sonra kişinin kendini ve çevresini nasıl algıladığının değerlendirilmesi ile yer değiştirdi ve “kişiyi tanıma” amacının yerini de “kişinin kendini tanıması” amacı aldı.
Bu görüşe göre, rehberlik ve psikolojik danışmadan yararlanan kişi, kendini ve çevresini doğru ve gerçekçi bir biçimde algılama ve gizilgüçlerini geliştirme olanağı elde ederek kendi kişisel değerleriyle toplumun beklentileri arasında bir denge kurabilecektir. Anlaşılacağı üzere gelişimsel yaklaşımda, kişinin kendini yönetebilen, kendisine uygun hedefler seçip, bu hedeflere ulaşmayı başaran bir kişi durumuna gelmesi amaçlanmaktadır

Karar Vermeye Yardım Süreci Olarak Rehberlik
Rehberliği, “karar vermeye yardım süreci” olarak algılayanlara göre kişi, karar vermede güçlük çektiği zaman, rehberliğe gereksinme duyacaktır. Bu nedenle kişiye, karar verme teknikleri bir ders gibi öğretilmelidir. Yerinde ve doğru karar verebilmek için, kişinin önce seçenekleri algılayabilmesi; sonra da kendi gereksinmeleri ile seçenekler arasındaki ilişkiyi kurabilmesi gereklidir. Karar vermede, seçmede temel belirleyici, toplumsal olanaklar ve kültürel değerler olduğu için, rehberlikte başta gelen iş, bu olanak ve değerlerin incelenmesidir. Karar verme ve seçme yapmada kişiye yardımı ön plânda tutan bu yaklaşımda, rehberliğin sürekli bir süreç olduğu göz ardı edilmiştir.
Eğitim Hizmetlerinin Bir Parçası Olarak Rehberlik
Bir rehberlik modeli olarak ülkemizde de benimsenmiş olan, rehberliği, “eğitim hizmetlerinin bir parçası” olarak kabul eden yaklaşımda amaç, öğrencilerin öğretimden, en üst düzeyde yararlanmalarını sağlayacak koşulları hazırlamaktır.

Bu anlayışın egemen olduğu bir okulda, öğrencilerin ruh sağlıklarını koruyucu ve geliştirici önlemlere ağırlık verilmektedir. Öğrencilerin yerinde ve doğru kararlar verebilme ve kişisel plânlar yapabilme güçleri geliştirilmeye çalışılmaktadır. Okuldaki tüm görevliler rehberlik hizmetlerinden sorumludur.
Bu modelde, psikolojik danışma hizmetleri, rehberliğin ayrılmaz bir parçası olarak görülmemektedir. Bu nedenle okulda uzman danışmanların bulunmaması, önemli bir eksiklik sayılmamaktadır. Onun için, rehberlik hizmetlerinde ağırlık, “bilgi verme”ye ve “grup rehberliği”ne kaydırılmıştır. Rehberliğe, öğretim hizmetleri türünden bir etkinlik olarak bakıldığı için, bu hizmetlerin, öğretmen ve yöneticilerce yürütülebileceğine inanılmaktadır.
Varsa, danışmanların (rehberlik uzmanlarının) görevi, rehberlik politikasının saptanmasında, hizmetlerin plânlanmasında, yürütülmesinde ve eşgüdümün sağlanmasında, öğretmen ve yöneticilere yardımcı olmaktır. Bu kişilerin yapacağı bir diğer hizmet de anne babalara, çocuk gelişimi ve eğitimi konularında danışmanlık yapmaktır.
Bu görüşün eğitime katkıları:
1- Rehberlik ilkeleri, öğretim etkinliklerine daha kolay yansıtılabilmektedir. Grup rehberliği, öğretim etkinliklerinin bir parçası durumuna getirilebilmektedir. Başta öğretmenler olmak üzere, okulun tüm görevlileri, rehberlik hizmetlerine etkin olarak katılmaktadır.
2- Öğrenci formlarını doldurma, öğrencilere ilişkin bilgileri kişisel dosyalara yazma sorumluluğu, öğretmenlerin, öğrencilerini daha yakından tanımalarını sağlamaktadır. Öğretmen, öğrencileriyle ilgili olarak topladığı bilgi ve bulguları, eğitim ve öğretimi etkili kılmada kullanma olanağı elde etmektedir.
3- Öğretmenler, öğrencilerini uzun süre gözleme fırsatına sahip oldukları için, öğrencilerin güçlüklerini daha kolay görebilmekte ve ortadan kaldırabilmektedirler. Öğrenciler bu uygulamada, güvendikleri öğretmenlerden yardım isteyebilmektedirler.
4- Çok sayıda rehberlik uzmanına gerek duyurmayan bu yaklaşım, öteki bazı yaklaşımlara göre daha ekonomiktir. Ülkemiz millî eğitiminde bu modelin benimsenmesinin nedenlerinden biri de daha ekonomik oluşudur.
Bu görüşün sınırlılıkları:
Eğitime olan yararlarına karşılık, rehberliği, eğitim hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul eden bu yaklaşım, özünde şu sınırlılıkları, olumsuzlukları taşımaktadır:
1- Öğretmenler, özel bir biçimde yetiştirilmemiş oldukları bir alanda hizmet vermek zorunda bırakılmaktadırlar. Yetişim eksikliğinin de etkisiyle her öğretmen, kendine göre bir rehberlik uygulamasına girişebilmekte; bu ise, rehberlik hizmetlerinin bütününü zedelemektedir.
2- Öğretmenlerin zamanlarının azlığı ve yetişimlerinin elverişsizliği nedeniyle, başta psikolojik danışma olmak üzere, kimi hizmetler savsaklanmakta ya da üstünkörü yapılmakta, çalışmalar biçimsellikten öte gidememekte, öğretmenlerce bir angarya olarak algılanmaktadır.
Öğrencilere ilişkin olarak toplanan bilgi ve uygulama sonuçlarının yazımı, öğretmenlerin çok zamanını almaktadır Bu ise, öğretim ve rehberlik hizmetlerinden birinin ya da her ikisinin aksamasına yol açmaktadır. Ayrıca, öğrencilerle ilgili bilgiler çok elden toplandığı için, öğrenci toplu dosyası oluşturmak ve rehberliği bir süreç olarak gerçekleştirmek zorlaşmaktadır.
3- Rehberlikte birincil görevin öğretmene yüklenmesi, danışmana, öğretmene yardımcı olma görevinin verilmiş olması ve danışmanın hizmet alanının fazla yayılması, uzmanlık düzeyinde hizmet olanağını ortadan kaldırmaktadır.

Bir Psikolojik Yardım Hizmeti Olarak Rehberlik
Rehberliği, eğitim hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul eden yaklaşıma karşılık, bu yaklaşım, rehberliği, “psikolojik yardım hizmetlerinin bir parçası” olarak görmektedir. Bu yaklaşıma göre rehberliğin amacı, “bireyin kendini ve çevresini tanımasına, sorunlarının kaynağını görebilmesine, içsel çatışmalarını çözerek, doğru ve yerinde kararlar vermesine yardım etmektir:” Amacından da anlaşılacağı gibi, bu anlayıştı okul danışmanlarının temel işlevi psikolojik danışmadır.
Öğrencilerinin çoğunun psikolojik danışmaya gereksinmesi vardır. Dışsal tekniklerle kendine ve çevre olanaklarına ilişkin bilgiler edinmesi, öğrencinin, yerinde ve doğru kararlar vermesine yetmemektedir. Önemli olan kişinin kendisine ve çevresine ilişkin bilgileri nasıl algıladığıdır. Bunun anlaşılması ise, psikolojik danışmayı gerektirmektedir.
Rehberlik, eğitimin ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte, kendine özgü özellikleri olan bir hizmet alanıdır. Bu nedenle, rehberlik hizmetleri, bu alanda uzmanlaşmış olan kimselerce yürütülmelidir. Rehberlik uzmanlarının etkinlikleri, tüm rehberlik ve öğretim alanlarına yayılmalıdır. Ancak, fazla yayılma, danışman’ın etkililiğini azaltacağından, bilgi verme, duruma alıştırma, bazı tekniklerin uygulanması gibi hizmetler ve uygulamalar, öğretmenlerin sorumluluğuna bırakılmalıdır.

Bu görüşün eğitime katkıları:
1- Rehberlik, uzmanlık düzeyinde yürütüleceğinden, hizmetin niteliği yükselecektir. Bu yaklaşımda, rehberlik örgütü içinde rol ve işlevleri belirgin olduğu için danışmanlar, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini aksatmadan yürüteceklerdir. Öğrenciler de yeterli kişilerden yardım alma olanağını elde edeceklerdir.
2- Danışmanlar, zamanlarını ve güçlerini verimli bir biçimde rehberlik ve psikolojik danışma alanında kullanabileceklerdir. Çünkü bu yaklaşımda rehberlik ve psikolojik danışma, öğretimin ayrılmaz bir parçası; ama, sınırları belli bir hizmet alanı olarak algılanmaktadır.
3- Öğrencilere ilişkin bilgi ve bulgular, bu yaklaşımda, düzenli olarak toplanmakta ve öğrenci toplu dosyaları daha kolay geliştirilebilmektedir.


Bu yaklaşımın sınırlılıkları:
1- İlgililerle gereken eşgüdüm (koordinasyon) kurulmazsa, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri, bir ya da birkaç uzmanın uğraştığı bir iş durumuna düşecektir. Öğretmen ve yöneticiler, rehberlik ve psikolojik danışma sorumluluğunu, yalnızca bu görevlilerin işi gibi göreceklerdir. Ne yazık ki okullarımızdaki genel anlayış ve görünüm budur.
Sonuçta, rehberlik hizmetleri bürosunun çalışmalarından çok az kişinin haberi olacaktır ve bu çalışmalardan çok az kişi yararlanacaktır. Giderek, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri, eğitimin ayrılmaz bir parçası olmaktan çıkacak; okul görevlilerinin tümünün sorumluluk paylaştığı ve politikasının belirlenmesinde katıldığı bir hizmet olma özelliğini yitirecek; salt uzmanların söz sahibi oldukları bir sorumluluk durumuna gelebilecektir.
2- Bir başka sınırlılık, psikolojik danışma hizmetinin fazla önem kazanması sonucu, bilgi verme hizmetinin gölgelenme olasılığıdır. Ancak bu olasılık, bugün için okullarımızda geçerli değildir.
3- Üçüncü bir sınırlılığı da uzmanlık düzeyinde eğitilmiş görevlilerle sürdürülen rehberlik ve psikolojik danışmanın, çok zaman ve para gerektirmesi oluşturmaktadır.
Sonuç olarak; bu seminerin amacı, okul yöneticileri ve öğretmenlere, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin eğitim öğretimin ayrılmaz bir parçası olduğunu kavratmak, ülkemiz koşullarında bugünkü örgütlenme biçimiyle rehberlik uzmanı ve psikolojik danışmanın, okulda bu işleri düzenleyiciliği, koordine ediciliği yanında psikolojik danışmanlığını da sürdürebilmesi için bu oluşuma kendi üzerlerine düşen sorumlulukları itibariyle okul yöneticilerini ve öğretmenleri bilgilendirmek ve bilinçlendirmektir. Çünkü, ülkemiz koşullarında, rehberlik hizmetleri ancak bu biçimde ve bu anlayışla yürütülebilir.

Rehberlik Hizmetleri Alanında Avrupa’daki Gelişmeler:

Rehberlikte etken olan bilimlerin, özellikle psikolojik ölçme ve değerlendirme ile bireysel ayrılıklar psikolojisi, önce Avrupa ülkelerinde gelişmesine karşın rehberlik, bu ülkelerdeki okullara çok sonra girebildi. Buna neden olarak, söz konusu ülkelerin eğitim felsefeleri ile eğitim uygulamalarına egemen olan ve gelişmeyi etkileyen geleneksel tutum gösterilmektedir.
İki Dünya Savaşı arasında, Avrupa ülkelerinde, çocuk ve gençlere ilişkin sağlık, iş bulma, toplumsal hizmet, özel eğitim ve suçluluğu önleme hizmetleri gibi okul dışı bir çok kurum oluşturuldu. Daha sonra, okul bitiren gençlerin mesleklere yerleştirilmelerini sağlama çalışmalarına girişildiyse de bu hizmetler, ABD’de kazandığı anlamıyla rehberlik ve psikolojik danışma uygulamaları olarak değerlendirilemez.
Çocuk ve gençleri okul döneminde yöneltmenin gerekliliği, İkinci Dünya Savaşı sonrasında benimsenmeye başlandı ve özellikle Fransa’da öğrencileri, uygun okullara ve eğitim kurumlarına yöneltmek için gerekli gözlem ve değerlendirmelerin, ilkokuldan başlatılarak sürdürülmesi benimsendi. Özellikle 12-15 yaşlar arası, gözlem dönemi olarak kabul edildi ve bu dönemde yöneltme çalışmaları yoğunlaştırıldı. 15-18 yaşlar arasında ise, öğrencinin ileride tutacağı işe yakın bir alana yöneltilmesine ağırlık verildi.
1960’lı yıllarda ise, bireyin yeteneklerinin en üst düzeyde ortaya konulması ilkesine dayanılarak öğrencilerin mesleğe, okullara ve ayrı programlara yöneltilmeleri, 16 yaşına kadar ertelendi. Yöneltmenin ve yüksek öğretime geçme kararının, 16 yaşına değin ertelenmesi gerektiği, İngiltere’de de benimsendi.
Bugünkü anlamıyla rehberlik ve psikolojik danışma, Almanya, Fransa ve Avusturya’da 1959’da; İtalya ve İngiltere’de de 1963’te başladı. Ancak bu işte çok az uzman kullanılmaktadır. Teste önem verilmemekte; rehberlik, daha çok, öğretmenlerin gözlemlerine dayandırılmaktadır.
ABD’ye göre, Avrupa’da rehberlik ve psikolojik danışma, geride kalmıştır.

Rehberlik Hizmetleri Alanında Türkiye’deki gelişmeler:

Ülkemizde, rehberlik ve psikolojik danışmaya yönelik ilginin başlangıcı, en çok İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllara değin götürülmekte ve 1948 tarihli Ortaokul Programı’nda yer alan bir tümce buna kanıt olarak gösterilmektedir. Bu programda, “Okul, öğrenciyi kendi yetenekleri sınırı içinde en yüksek başarıya götürecek kılavuzluğu yapmalıdır.” tümcesinin, öğretmenlerin rehberlik görevine işaret ettiği belirtilmektedir. Eğitime yardımcı bir hizmet alanı olarak rehberlik girişimlerinin ise, 1950’li yıllarda başlatılabildiği vurgulanmaktadır.

ABD’den yararlanılarak yapılan girişimler
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ülkemizle ABD arasında gelişen ilişkiler sonucu Amerikalı uzmanlar, Türkiye’nin eğitim sistemini inceleyerek, bu konuda Millî Eğitim Bakanlığı’na rapor sunmaya başladılar. Bu raporlarda yer alan eleştirilerden biri de Türkiye millî eğitim sisteminde, bireysel ayrılıklara yer vermeyen; toplumun ve bireylerin gereksinimlerini karşılamayan tek tip öğretim programlarının uygulanması idi. Bu uzmanlarca Adana, Samsun, Ankara, İstanbul, Konya ve İzmir’de deneme niteliğinde rehberlik çalışmaları yapıldı. Bu çalışmalara ilişkin olarak da “Rehberliğin Gereği Hakkında Rapor” (1956) yayımlandı. Söz konusu 6 ilde, öğretmen ve yöneticilerin rehberlik alanında yetişmeleri amacıyla kurs ve seminerler düzenlendi.
1949-1950 öğretim yılının başında Gazi Eğitim Enstitüsü’nde bir Eğitsel Danışma Bürosu kuruldu. Yine “Kör, sağır-dilsiz, zihinsel özürlü ve eğitimi güç çocuklarla üstün zekâlı çocukların okutulacağı okul ve sınıflara uzman öğretmen, başöğretmen ve müfettiş yetiştirilmek üzere, MEB Yükseköğretim Genel Müdürlüğünün onayı ile 1952-1953 öğretim yılında Gazi Eğitim Enstitüsü’nde, Özel Eğitim Bölümü açıldı. Yine aynı okulun Pedagoji Bölümünde rehberlik, bağımsız bir ders olarak programa girdi. 1953 yılında MEB Talim ve Terbiye Dairesi’ne bağlı, Test ve Araştırma Bürosu kuruldu. 1955 yılında, İstanbul Atatürk Kız Lisesi’nde; 1956’da Ankara Deneme Lisesi’nde, rehberlik ilkelerine dayalı bir eğitim programı uygulamaya kondu. 1951-1956 yılları arasında hızla süren rehberlik çalışmaları, 1967 yıllarına doğru, gittikçe gerileyerek duraklama gösterdi. Umutlar boşa çıkmıştı. Yıllar sonra yeniden ele alındığında, rehberliğin, bir uzmanlık işi olduğu ve birçok uygulama zorluklarını içeren bir hizmet özelliği taşıdığı anlaşıldı.
1955 yılında Ankara’da bir ilkokulda Psikolojik Servis Merkezi adıyla, ülkemizin ilk rehberlik merkezi açıldı. Sonra bu ad, Rehberlik ve Araştırma Merkezi olarak değiştirildi. (İlimiz Rehberlik araştırma merkezi 1984 yılında açılmıştır.) Ne var ki bu merkezlerin çoğu, yönetmeliğinde yer alan görevlerin tümünü gerçekleştiremeyen birer kuruluş olarak kaldı. Bir süre, kendi istekleri dışında görev yerlerinden alınanların atandıkları yer oldu. Ayrıca bu merkezler, uzmanlık düzeyinde eğitim görmüş elemanlara da kavuşturulamadı.
1956 tarih ve 6660 nolu Güzel Sanatlarda Fevkalâde İstidat Gösteren Çocukların Devlet Tarafından Yetiştirilmesi Hakkında Kanun ve 1957 tarih ve 6972 nolu Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkında Kanun’un bazı maddeleri, rehberlik uygulamalarını gerektiren bir içerik taşıyordu. 1958-1959 yıllarında birçok ülkelerde inceleme yapmış olan Türkiye Millî Eğitim Komisyonu, raporunda “eğitimin bireyselleştirilmesinin, yöneltme ve rehberliğin önemini ve gerekliliğini vurguluyordu. 1961 tarih ve 22 nolu İlköğretim ve Eğitim Kanununun 1. Maddesinde sözü edilen, her yurttaşımızın “beden, zihin ve ahlâk gelişimi”nin; 12. Maddesinde dile getirilen, “bedensel, zihinsel, ruhsal ve toplumsal bakımdan özürlü olan çocukların özel eğitimleri”nin gerçekleştirilmesi, rehberlik hizmetlerini gerektiren konulardı. Beş Yıllık Kalkınma Plânlarının hemen hepsinde rehberliğin önem ve gerekliliğine değinilmiş, 1968 İlkokul Programı’nın rehberlikle ilgili 19 ve 22 nolu Eğitim ve Öğretim İlkeleri, “Eğitim ve Öğretimde rehberlik esastır.” görüşünü dile getiriyordu. 1970’te toplanan 8. Millî Eğitim Şurası, bugünkü rehberlik anlayışına yakın görüşler içeriyordu. Yine 1970 yılında Millî Eğitim Bakanlığı’nca, “Orta Dereceli Okullarımızda Rehberlik Servislerinin Kurulması Hakkında”ki genelge yayımlandı. 1970-1971 öğretim yılında, 24 orta dereceli okulumuzda uzmanlı rehberlik uygulamaları başlatıldı. Rehberlik uygulamalarına, 1971-1972 öğretim yılında 27 okul daha katıldı ve bu sayı artarak gelişti. 1973 tarih ve 1739 nolu Millî Eğitim Temel Kanunuyla rehberlik ve yöneltme ilkesi, yasal bir temele kavuşturuldu. Ancak, ülkemizde rehberlik konusu somut bir biçimde ilk kez, “Öğrenci Akışını Düzenleyen Kurallar” çerçevesinde, 1974’te, 9. Millî Eğitim Şurası’nda ele alınmıştır. Bu şurada, “programların çeşitlendirilmesi” görüşü benimsendi ve 9. Sınıfın yöneltme sınıfı olması uygun görüldü. Yöneltmenin ilke olarak zorlayıcı değil, yol gösterici nitelik taşıması gerektiği vurgulandı. Ayrıca rehberlik dersi, öğretmenlik yetişiminin zorunlu dersi durumuna getirildi. ME Bakanlığı’nca onaylanan rehberliğe ilişkin şura kararlarının ışığında, “1974-1975 Öğretim Yılı’nda Uygulamaya Konacak Esaslar” belirlendi ve yürürlüğe kondu. Hazırlıksız girişilen bu iş sonunda, konuda hiç bilgisi olmayan öğretmenler, rehber öğretmen olarak görevlendirildi ve rehberlik saatlerinde, “en iyi bildikleri iş olan öğüt verme, iyiyi gösterme işlevlerini yerine getirmeye” çalıştılar. Rehberlik işinin ne olduğunu kavrayamayan bazı öğretmenler, rehberlik saatlerinde öğrencilere serbest çalışma yaptırdılar ya da kendi dersini işlediler. Öğrenciler, kendilerini tanımayı sağlayan psikolojik ya da eğitsel bir yardım alamadılar. Bu nedenle öğrenciler, rehberliği, bir ders olarak algıladılar.
1981 tarihinde çıkan Yükseköğretim Kanunu’na göre yükseköğretim kurumlarında rehberlik ve psikolojik danışma alanı, “eğitimde psikolojik hizmetler ana bilim dalı” içinde yer aldı; rehberlik ve psikolojik danışma lisans programları başlatıldı. Rehberlik, 10. Millî Eğitim Şurası (1981)’nda görüşülüp karara bağlanan yeni Türk millî eğitim sistemi içinde de eğitimimizin amaçlarına ulaşması için vazgeçilmez bir yardımcı hizmet olarak yerini aldı. 11. Millî Eğitim Şurası (1982)’nda ise ülkemizde, eğitimde rehberlik için gerekli uzmanların (okul danışmanlarının) sayısı, görevleri, yetiştirilme ve çalışma koşulları, öbür eğitim uzmanlarının eğitimiyle birlikte, ilk kez ayrıntılı biçimde ele alınmış oldu. 1983 tarihinde, 2916 sayılı Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu yürürlüğe giren yasa ile rehberlik ve araştırma merkezleri ile okullarda rehberlik ve psikolojik hizmeti verecek olan birimlerin görevleri de yasal temele kavuşturulmuş oldu. Yine 1983’te ME Bakanlığı’nca Okul Rehberlik Hizmetleri Yönergesi yayımlanarak okul rehberlik hizmetleri bürolarının, bu yönergeye göre çalışmaları istendi. 1983’te Özel Eğitim Dairesi Başkanlığı’nın adı, “Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığı “ olarak değiştirildi. 1985’te Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği yürürlüğe kondu. (MEGSB Teb. Der. 2201, 16.12.1985, sf. 527-532).
1987-1988 öğretim yılından başlayarak, ortaokul, lise ve dengi okullarımızda, rehberlik ve eğitici çalışmalara ayrılan saatler kaldırıldı. Bu çalışmaların, günlük ders saatleri dışında yapılması öngörüldü. 1996-1997 öğretim yılından itibaren ortaokul ve genel liselerde rehberlik saatleri yine haftalık ders programı içine alındı.
1992 yılında Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığı’nın adı, Özel Eğitim, Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü olarak değiştirildi.
Ve son olarak, okullarımızda rehberlik ve psikolojik danışma çalışmalarının yetersizliği belirlenerek, ülke çapında öğretmenlerin rehberlik hizmetleri konusunda eğitimden geçirilmeleri için MEB Özel Eğitim, Rehberlik Ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce 13.05.1997 tarih ve 1256 sayılı genelge yayımlanarak, formatör rehber öğretmenler ve onların yetiştirdiği okul rehber öğretmenleri ile örgün ve yaygın eğitimde görevli tüm öğretmenlerin eğitilmesi yoluna gidildi.

« Önceki MakaleSonraki Makale »

Yorum yapabilmek için üye girişi yapınız veya facebook hesabınız ile yorum yapın.



 1. Rehber Öğretmenlerin En Büyük Problemi Nedir?

Yönetmelik
% 23

Maaş
% 15

İdarecilerin Tutumu
% 17

Velilerin ve Öğrencilerin Tutumu
% 36

Diğerleri...
% 10

Toplam Tekil Hit: 2408163
Toplam Çoğul Hit: 16694289
Kimler Online ?
43 Ziyaretçi, 0 Üye
En son üyemiz pd.gulaytoprak, Hoşgeldiniz.

Copyright © Turkpdr.com | 2010 | Bu sitede yer alan içerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz ve yayınlanamaz