Şifreni mi unuttun ?
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen üye değilseniz burdan kayıt olun.
Google Grupları
Turk PDR grubuna abone ol
E-posta Adresiniz:
Kalemin Diliyle Sevgi
Ekleyen: Turkpdr.com | Okunma: 228727 | 18.09.2011

Ben bir kalem olsam sevgili dostlar ve bana sorulsa, “En çok neyi yazmak istersin?” diye; tüm kalemler adına bencilce yanıtlarım bu soruyu, hem de hiç haddim olmayarak. Kendimi tutamam ve derim ki, “SEVGİ’yi yazmak isterim.” Ve bana tekrar sorulsa, “ Peki, daha sonra neyi yazmak istersin?” diye. Cevabım yine aynı olur. “Tekrar SEVGİ’yi yazmak isterim.” Tekrar tekrar sorulsa cevabım hep aynı olur.

Bunun üzerine bana sorulsa “İyi ama dünya sevgiyi unutmaya, sevgiden ilham alan tüm güzellikleri artık terk etmeye başladı. Buna rağmen fikrinde sabit misin?” diye. Bu sefer şöyle derim, “Ben öncelikle yine sevgiyi yazmak isterim. Sevgiyi yazmak isteyen ve yazan hakir görülürse eğer, bu sefer sonucu yine sevgiye götürecek ibretlik şeyler yazarım ve siz yine sevgiyi yazdığımı anlarsınız, ama sevgiyi yazmaktan ve bu isteğimden beni geri bırakamazsınız.”

Madem bugün kalem olma niyetindeyiz sevgili dostlar; o zaman kalemin anlatmak istediğine tercüman olalım.

·          

Kaleme göre sevgi öyle bir şey ki, gönül terazisinin bir kefesine tüm kötü hissiyat konsa, diğer kefesine de “sevgi” tek başına konsa yine de terazi onun lehine olur.

Konu sevgi olunca işte böyle arsızlaşıverir kalem. Kalem haklı değil mi ama! Her dil dönebildiğince sevgi hakkında bir şeyler söylemeye meyletmiyor mu? Yaratılan, sevgiye o kadar aç olmasaydı sevgi, eskiden beri söylenenlerin ve yazılanların vazgeçilmezi olur muydu?

Kalemin gözüyle hal böyle iken, şu güzel ülkemizin temiz topraklarına, temiz insanlarının yine temiz gönüllerine; sevgisizlik, kin, kana susamışlık, ayrılıkçılık gibi şer tohumları ekilmeye çalışılıyor olunmasına; özellikle ırka, dile bakmaksızın birbirine gönülden inanç bağı ile bağlanmayı başarmış bu güzide ülkemizin yaşanılır olmaktan çıkarılma çabalarına kalem bir türlü anlam veremiyor.

Kalem; kardeşi kardeşe düşman etme çabasının vebalini omuzlarına yük edebilecek kadar gözü dönmüşlüğün, bu gafil cesaretin; ancak içerisinde zerre miktarı sevgi olmayan kalplerin harcı olduğunu düşünüyor.

Sevginin alt kümesi sağduyuya çok ihtiyaç duyulan şu günlerde kalem sevgiye muhtaç, yaratılan sevgiye muhtaç. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Kalplerimizde, zerre kadar dahi olsa sevgiye muhtacız. Aksi hal bizi, sonsuza kadar görünmez prangalarla tutsak eden bir mutsuzluk hapishanesinin müebbet yemiş mahkûmu yapar. Ve yine bu aksi hal bizi öylesine gafil hale sokar ki, temyize başvurmak bile aklımıza gelmez.

Kalem der ki “Sevgi, hoşgörüyü her an bize hatırlatır. Sevgi, vicdanı tetikler de insan diş sancısı çeker gibi vicdan azabı duyar da acıdan kurtulmaya çabalar, zulmü terk eder ve zulmün önünde dimdik durur. Sevgi, sağduyuyu destekler de basit akılların kolay sezilebilir aldatmacalarına insan kolayca kanıvermez. Ha, sevgi kalpten tamamen sürülür ise işte o zaman, halk tabiriyle taş kalplilik oluşuverir hem de hiç fark edemeden.”

Kalemin gözüyle sevgi böyledir işte ve kalem hep korkar sevgisizlikten. Bu yüzden hep sevgiyi yazmak ister, tersini değil. Okuyan sıkılsa da kalem hiç sıkılmaz. Gönülden sevdalıdır “sevgiye, sevgiyi yazmaya.” Hep hatırlatmak ister ki kalpler; sevgiyi unutmasın ve tersine meyledip taşlaşmasın diye.

Bütün bunlardan sebeple kalem; kendi dilinden bir masal anlatmak ister. Gelin kaleme kulak verelim ve ibret alalım; kalplerimizi taşlaşmaktan kurtaralım.  

·          

Taş Kalpliler Ülkesi Masalı

            Minik, taştan yapılmış ayakkabıların masalıdır bu. Çocuk bir gün bir hediyelik eşya dükkanında, bu garip ayakkabıları görür.  Ayakkabıları yapan büyüğüne, bu minik ve taştan ayakkabıların yapılma sebebini sorar. Büyüğü de anlatmaya başlar.

·          

            Çok eskiden küçük insanların yaşadığı bir ülke varmış. Bu insanlar bir cüceden bile daha ufaklarmış. Hiç ama hiç gülmezlermiş. Her zaman sinirli olurlar, birbirleriyle kavga eder dururlarmış.

            Aslında, bu insanlar da eskiden bizler gibiymiş. Ta ki bir gün içlerinden, kendisini akıllı zanneden bir tanesi, garip bir fikirle gelip çatana kadar. Bu çok bilmiş adam, duyguların bir insan için çok gereksiz olduğunu ve kalplerine yük getirdiğini söylemiş. Diğerleri ona inanmışlar ve ne yapmak gerektiğini sormuşlar. Kendisini çok akıllı zanneden bu adam, kalplerindeki, iyisiyle kötüsüyle bütün duyguları kalplerden çıkarıp bir kuyuya atmayı önermiş.

            Birkaç kişi hariç, hemen hepsi fikri kabul etmiş. İstemeyenler de ikna edilip kalplerden duyguları atma işine başlanmadan, çok derin bir kuyu kazılmış, etrafına taştan kocaman bir ev yapılmış. Kuyunun üstüne de kocaman yuvarlak bir kaya parçası ayarlanmış.

            Kalpten duyguları atmaya ilk önce “sevgi”den başlanmış. Her biri, birer birer sevgiyi kalplerinden çıkarıp kuyuya atmış. Sevgiyi kuyuya atmışlar atmasına da sevgi bütün iyiliklerin başı olduğu için kalplerdeki kötü duygular kalbi tamamen ele geçirmiş.

            Kin, nefret, hırs, kıskançlık ve bunlar gibi tüm kötü duygular, kötülükler kalpten atılmadan insanların içlerini kaplayıvermiş. Kalplerde kötü duygular hakim olunca, geriye kalan bütün iyi duygulara gerek kalmamış. Sonuçta bütün iyi duygular kalpten atılmış, geriye sadece kötüleri kalmış.

            Kalplerde kötü duygular kalınca, yapılan yanlışı hiç kimse fark edememiş bile. Öfkeli insanlar hem birbirleriyle hem de diğer tüm canlılarla geçinemez olmuşlar. Kavga etmedikleri bir günleri bile kalmamış. Ormanlardaki ağaçlar teker teker devrilmiş; yemyeşil çayırlar kurumuş; insana faydalı olabilecek hiçbir şey ülkede barınamaz olmuş. Hayvanlar ülkeyi terk etmiş; açlık, sefalet her yere yayılmış.

            Kötülük zamanla kalplerin taşlaşmasına sebep olmuş. Taşlaşan ise sadece kalpler değilmiş; tüm eşyalar, kıyafetler de taşlaşmış; tabi ki ayakkabıları da. İnsanların, insanlıkları küçüldükçe boyları kısalmış, yüzleri çirkinleşmiş.

            O kötü günlerden geriye, hatıra olarak ise bu küçük, taştan ayakkabılar kalmış. Kalmış ki; o insanları ve yaptıklarını unutmayalım da aynı hataya düşmeyelim diye.”

·          

            İşte Kalem böyle söylüyor dostlar. Kalbi, sevgisiz bırakmaya hiç birimizin hakkı yok. Allah hepimize basiret versin. İnşallah bu sayede sevgi dolu yaşar, olaylara sağduyulu yaklaşırız. Ve inşallah bu sayede, kalplerimizi taşlaşma riskine karşı koruyabiliriz.

            Allah’a emanet olun.


» Diğer Yazılarıma Bakmak İçin Buraya Tıklayın «


Yorum yapabilmek için üye girişi yapınız veya facebook hesabınız ile yorum yapın.



 1. Öğretmenlikte Mülakat

Gerekli
% 32

Gereksiz
% 64

Fikrim yok
% 4

Toplam Tekil Hit: 1663056
Toplam Çoğul Hit: 12784451
Kimler Online ?
23 Ziyaretçi, 0 Üye
En son üyemiz kubraduman, Hoşgeldiniz.

Copyright © Turkpdr.com | 2010 | Bu sitede yer alan içerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz ve yayınlanamaz